7 Ekim 2011 Cuma

Nasıl Diyor siz Turkler İhlibedich

Değerli eşim Almanya doğumlu olduğu için, Almanya mevzularına normalden fazla ilgili olabilirim... Ancak, Almanya’yla hiç ilgisi olmasa bile, ortalama zekâya sahip her Türk vatandaşı şu soruyu sorabilir herhalde: Bu Almanlar bizim belediyelere niye para veriyor kardeşim?




*

Çünkü hepimiz biliriz ki...

Almanlar, bırak el âlemi, kendi evladına bile zırnık koklatmaz.

*

E bu durumda...

Hans sabahın köründe kalkıp işe gidecek, Helga gece yarılarına kadar çalışacak, vergi ödeyecek, Alman devleti bu vergileri toplayacak, bize verecek, öyle mi?

*

Buna inanan sığır varsa...

Başka köşe yazısına geçsin.

İnanmayan, devam etsin.

*

İsmi lazım değil, bi şehrimize atıksu arıtma tesisi yapıldı, krediyi Alman yatırım bankası KfW verdi, 9 milyon euro... İzmir’e tıpa tıp aynısı yapıldı, öz kaynaklarla, 3 milyon dolar.

*

Bi başka şehrimize atıksu arıtma tesisi yapıldı, krediyi gene KfW verdi, 40 milyon euro... İzmir’e aynısı yapıldı, öz kaynaklarla, 3.5 milyon dolar.

*

(Euro-dolar paritesini hesap etmene gerek yok, bilezik gibi geçirdikleri açık... Nereye, ne geçirdiklerini merak eden, zahmet edip TMMOB’un Çevre Mühendisleri Odası’nı arayabilir.)

*

Üstelik...

Parayı veren düdüğü çalıyor, krediyi veren ülke, mühendislik hizmetinin yanı sıra, kullanılacak malzemenin kendi ülkesinden alınmasını şart koşuyor. Hatta, bizim belediyeler yorulmasın, armut pişsin ağzına düşsün diye, projenin fizibilitesini bile bedava yapıyorlar. Böylece, Türk mühendisler ayda 1000 liraya talim ederken, Alman mühendisler günde 1000 euro alıyor.

*

(Yukarda Allah var, haklarını yemeyelim, amele göndermiyorlar. Kanalizasyon çukurunu kazma onurunu sana bırakıyorlar.)

*

Özetle... Yardım mardım ettikleri yok. Sana yardım ediyorum ayaklarıyla, hem sana şirin görünüyorlar, hem de kendi ekonomilerini sana besletiyorlar.

*

Yardım ederken AKP, CHP, MHP, BDP ayrımı yapmamaları ondan...

Keriz olman yeterli.

31 Ağustos 2010 Salı

Tam Zamanında Yaşamak

Tam Zamanında Yaşamak




Yemek de boş içmek de,

Hatta yeri gelmeden sevişmek de.



Tam zamanında öpmelisin ...mesela güzel gözlünü,

Tam zamanında söylemelisin sevdiğini

Gözlerinin içine baka baka.



Bisikletinin gidonunu

Tam zamanında çevirmelisin

Düşmemek için;

Tam zamanında frene basmalı,

Tam zamanında yola koyulmalısın.



Tam zamanında okşamalısın basını

O üzüm gözlü çocuğun

Hıçkırıklar tam dizilmişken boğazına,

Tam ağlamak üzereyken.



Tam zamanında koymalısın elini omzuna

En sevdiğin dostunun babası öldüğünde.



Tam zamanında tutmalısın düşerken

Üç yaşındaki sehpaya tutunan çocuğu.



Tam zamanında acımalı yüreğin

Afyon'da Hasan Ağabey' in evi yıkılınca başına

Evsiz kalınca çoluk çocuk

Ki uzatasın elini bir parça.



Tam zamanında açmalısın kapını

Hayatına girmek isteyenlere.

Tam zamanında çıkarmalısın

Sevginden şımarmaya başlayanları.



Tam zamanında affetmelisin kardeşini

Biliyorsan yüreğinde kötülük olmadığını

Seni gecenin üçünde arayıp da

Kafasının iyi olduğunu söylediğinde.



Tam zamanında öğretmelisin oğluna

Gerekiyorsa yumruk atmayı

Tam burnunun üstüne

Tiksinmeden pisliğinden,

Yukarı mahallenin sümüklü bebesi

Misketlerini zorla almaya çalışırsa.



Tam zamanında bağırmalısın

Acıyınca bir yerin.

Tam zamanında gülmelisin

Kemal Sunal küfür edince filmin bir yerinde.



Tam zamanında yatmalısın

Yola çıkacaksan ertesi gün

Ve arabayı kullanan sensen

Sana emanetse çoluk çocuk

Ve kendin.



Tam zamanında bırakmalısın içmeyi

Son kadeh bozacaksa seni

Ve üzeceksen birilerini

Ertesi gün hatırlamayacaksan.



Tam zamanında ayrılmalısın misafirliklerden.

Tam zamanında konuşmalı

Tam zamanında şarkı söylemeli

Tam zamanında susmalısın.



Tam zamanında terk etmelisin gerekiyorsa

Annenin babanın evini,

Tam zamanında başka bir şehre gidip

Ayaklarının üzerinde durmaya çalışmalısın.

Tam zamanında dönmelisin memleketine.



Tam zamanında için titremeli,

Tam zamanında âşık olmalı

Deli gibi sevmelisin güzel gözlünü.



Tam zamanında toplamalısın oltanı

Belki de seni şampiyon yapacak

En büyük balığı kaçırmadan.

Tam zamanında yaşlandığını hissetmeli

Tam zamanında ölmelisin

Iskalamak istemiyorsan hayatı.



Haydi, şimdi kalk bakalım

Silkin şöyle bir

At üzerinden hayatın yorgunluğunu,

Vakit zannettiğinden daha az

Haydi, kalk bakalım,

Şimdi YAŞAMAK ZAMANI.



[ Can Yücel ]

26 Ağustos 2010 Perşembe

SON EFE

Son efe, baba soyu Aydın Kızıl hafızlar soyundan olan Mustafa Kemal Atatürk’tür. Çünkü O, tüm efelerin öcünü Osmanlı’dan alan, Türkiye Cumhuriyeti’ni kurarak efeliği, efendiliğe dönüştüren kişidir.




GURURLA OKUYUN…



Son günlerde meydanlarda, iletişim kanallarında nara atan,” hodri meydan”, diye kaba hareketlerle halka korku vermeye çalışan kişilere bazı basın kuruluşları “Efelendi” gibi sözcüklerle öve öve bitiremiyorlar. Efe sözcüğünün anlamını tam olarak bilmedikleri için böyle yazdıklarını düşünüyorum.



Efeliğin de bir yasası vardır. Efe, ezilenden, mazlumdan yanadır. Efe, emeğin sömürülmesine yani emperyalizme karşıdır. Güçlüye karşı çıkar, yoksulu korur. Yaltakçı değildir, ona buna çıkarı için boyun eğmez. Dik başlıdır, onurludur, diline, kültürüne, törelerine, ulusal değerlerine yürekten bağlıdır. Bağımsızlığına, namusuna, özgürlüğüne çok düşkündür. Aşağılanmayı asla kabul etmez. Efelik onurlu duruş, haksızlığa başkaldırıdır. Ulusal değerlerini ona buna peşkeş çeken, kökü dışarıda işbirlikçilerin değil efelikle, çalı kakıcılarla bile ilişkisi yoktur.



Bir de iyi niyetlerinden kuşku duymadığım bazı yazar arkadaşlar yazılarında, “Son efe Kozalaklı, son efe Kıllıoğlu” gibi sözler ediyorlar. Eğer amaç gerçekten son efeden söz etmekse, Kurtuluş Savaşı’nda Kuvay-ı Milliye komutanı Milis Albay Demirci Mehmet Efe’dir. Ünlü efelerin içinde en son hayatını yitiren odur. (1962 yılında aramızdan ayrılmış. Askeri törenle Eğri Boyun mezarlığındaki mezarına konmuştur.)



Bana göre son efe o da değildir. Son efe, baba soyu Aydın Kızıl hafızlar soyundan olan Mustafa Kemal Atatürk’tür. Çünkü O, tüm efelerin öcünü Osmanlı’dan alan, Türkiye Cumhuriyeti’ni kurarak efeliği, efendiliğe dönüştüren kişidir.



Osmanlı Devletinin pek anlaşamadığı, kolay boyun eğdiremediği iki beylik vardır. Aydınoğulları ve Karamanoğulları, Atatürk’ün ana soyu Karamana, baba soyu da Aydın’a dayanmaktadır. Osmanlı Devleti Balkanları ele geçirdikçe Aydın ve Karaman’daki Türk Yörüklerini oralara yerleştirmiştir.



O yıllardaki Aydın Beyliği Ödemiş’i, Tireyi, Selçuk’u yani İzmir, Manisa ve Muğla’nın da bir bölümünü sınırları içine alan, Birgi de merkezi olan bir bölgeyi kapsar. Konya- Karaman yöresinden gelen Türk Yörükleri bu bölgeye yerleşim alanı olarak seçmişlerdir.

Aydınoğulları Beyliği, Osmanlı sınırlarına katıldıktan sonra da aralarındaki kavga hiç bitmemiştir. Şöyle bir göz atarsak, Yağdereli Sinanoğlu Efe,( Aydın kentini ele geçirmiş, beş yıl yönetmiştir.) Atçalı Kel Mehmet de adına para bastırmıştır Aydın ilinde. Şeyh Bedrettin’in başkaldırısında Aydın ilinin seçilmiş olması da tesadüf değildir. Börklüce Mustafa Aydın’da, Torlak Kemal Manisa’da eylemi başlatmışlardır.

Çakıcı Mehmet Efe’nin babası Çakırcalı Ahmet Efe, İnce Mehmet Efeler de hep bu yörenin kahramanlarıdır. Padişah, Balkanlar’da, Kafkasya’da sıkışınca efelerden yardım istemiş. Savaştan sonra da onlara özgürlük ve toprak vereceğini söylemiş. Savaşta büyük kahramanlıklar göstermelerine karşın sözünde durmayıp kalleşçe Arnavut ve Çerkez zaptiyelerine vurdurtmuştur çoğunu.

Öz be öz Türk olan bu kahraman efelere karşı Türklerden oluşan ordu, kurşun atmak istemez. Çoğu zulme, soyguna, haksızlığa başkaldıran kişiler olduğu için halk tarafından çok sevilir ve korunur. Çakıcı Mehmet Efe, kalleşçe babasını öldüren Arnavut çavuşundan öcünü almak için dağa çıkmıştır. Yalnız Efe, Kamalı Zeybek, Kara Durmuş Efe, Yörük Ali Efe, Demirci Mehmet Efe de böyledir. Aydın yöresinde iki söz vardır. Biri, “Osmanlıdan dost olmaz”, diğeri de “Efelerle, çalı kakıcıları birbirinden ayırmak gerekir”, çalı kakıcılar adi soygunculardır. Efeler bunları yakaladıkça cezalandırırlar.

Bunların ikisi Kurtuluş Savaşı’nda baş çeken iki efedir. Yörük Ali Efe, sivil giysili subayların da desteğiyle Malgaç Baskını’nı yapan, Yunanlılara ilk darbeyi vuran efedir.

Demirci Mehmet Efe de, Kuvay-ı Milliye komutanı olarak Aydın, Ödemiş arasındaki (Umurlu, Çayyüzü, Terziler, Eğrikavak, Sütçüler, Üçyol, Kaymakçı cephesinde) Bir yıl üç ay direnirken Mustafa Kemal’in düzenli orduyu kurmasını sağlayan efelerdir. Bu savaşlarda şehit olan Gökçen Efe’yi, Sökeli Ali Efe’yi unutmamak gerekir. Bir de kadın kahramanlarımızdan İmamköylü Çete Ayşe’yi, Ayşe Çavuşu, on altı yaşındaki Köşk-Çiftlik Köyünden Çiftlikli Kübra Efe de unutulmamalıdır.



Mustafa Kemal, Ankara’da yeni meclisi ve düzenli orduyu kurmaya çalışırken Demirci Mehmet Efe ve Yörük Ali Efe ile bire bir ilgilenmiş, binin üstünde telgraf görüşmesi yapmıştır. Yunan komutanı anı defterine de şöyle bir not düşmüştür: “ Aydın ve yöresinde bir yıl üç ay gibi uzunca bir süre çete savaşlarıyla uğraşmasaydık Ankara’ya çabuk varıp, Mustafa Kemal düzenli orduyu kurmadan Anadolu’yu işgal edecektik.” Yeni Türkiye Cumhuriyetinin temeline ilk harcın konulduğu yer Aydın’dır. Osmanlı’nın kalleşliğine karşın efelere rütbe veren tek önder Atatürk’tür. Demirci Mehmet Efe’ye Milis Albay, Yörük Ali Efe de milis yüzbaşı rütbesi verilmiştir. Saltanat kaldırılıp, Cumhuriyet ilan edilirken Demirci Mehmet Efe’yi İstanbul’a Yörük Ali Efe’yi de İzmir’e yerleştirip, basın yoluyla duyurması bir tesadüf müdür sanıyorsunuz… Nazilli’ye geldiğinde Demirci Mehmet Efe’ye: “ Efe benden ne dilersin,” dediğinde, Demirci Mehmet efe: “ Sarı Paşam, sağlığından başka ne dileyebilirim. Kendim için değil ama halkımız için bir dokuma fabrikası yapabilirseniz çok mutlu olurum,” der. Nazilli Basma Fabrikası efenin isteği üzerine Atatürk tarafından yapılmıştır. Ne yazık ki şimdi o fabrika yok oldu.



Yeni Türkiye Cumhuriyeti’nin ilânından sonra Karaman Oğlu Mehmet Beyden sonra ilk kez Türkçeyi ana dil yapıp horlanan Türkçeyi öz benliğini kavuşturan, Göktürk Devletinden sonra içinde Türk adı geçen Türk devletini, Türkiye Cumhuriyetini kuran, Türklüğün onurunu kurtaran en büyük efe Mustafa Kemal Atatürk’tür.



Demirci Mehmet Efe’ye milletvekilliği de teklif etmiştir Atatürk. Demirci de: ” Okuma-yazma bilmeden yüreğimizi ortaya koyup savaştık. Meclise, daha bilgili gençler gitsin de ülkemizi güzel yönetsin,” diyerek Sarı Kemal’i kırmadan bu teklifi kibarca kabul etmemiştir. Cumhuriyetin ilânından sonra dağa çıkan efe de olmamıştır. Son efe, Osmanlı’ya başkaldırıp onu tarih sayfasından silen, Mustafa Kemal Atatürk’tür. O, efelerin efesidir. Efeliği efendiliğe dönüştüren kişidir. Genlerinde hep var olan efeliği ölümünden kısa bir süre önce yine depreşir, ağır hasta olmasına karşın, diz vura vura Sarı Zeybek oynar. Başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere tüm efelere kekik kokan, mersin kokan, defne kokan, Aydın Dağlarından selam olsun…


Etem ORUÇ/İLK KURŞUN

19 Haziran 2010 Cumartesi

TADINDA SOHBET

TADINDA SOHBET


Bir sohbet kalabalığa kaçmadan hoş olmalı;

Yapmacıklığa kaçmadan nükteli,

Terbiyesizliğe kaçmadan serbest,

Kibre kaçmadan öğretici,

Yanlışlığa kaçmadan alışılmışın dışında olmalıdır.



WILLIAM SHAKESPEARE